Son Güncelleme: Pazar, 16 Ocak 2011 16:08 İsmail KAYMAK tarafından yazıldı. Perşembe, 13 Ocak 2011 22:16
Bilimin ne denli zihnimizi, aklın sınırlarını zorladığını düşünürsek, içinde boğulduğumuz teknolojiyi anlayabiliriz. Bilim inanılmaz gelişti ve teknoloji de paralelinde inanılmaz hale geldi. Her istediğine ulaştıran, yaşamımızı kolaylaştıran teknik bilgi, hayatımızın her noktasında var. Bilgiye çok kolay ulaşabiliyoruz. Bilgiye nedenli kolay ulaşıyorsak o denli pasifleşiyoruz. Artık bilgi izlerken de ediniliyor. Çağımızın yeni insanı, düşünen, ama düşünürken -düşündüren(!) insan" olsa gerek. Bu denli kolay ulaştığımız bilgi neden bizi daha akıllı yapmadı? Hayatımız bu kadar kolayken neden az düşünüyoruz? Çağm insanı, kadim Yunan insanlarından daha mı az düşünüyor? Çağımızda çok bilgi var, neden az bilgi kullanımım var?
İlk insan, eliyle ürettiği her üründe akimin sahnesine bir aktör kazandırıyordu. Ne denli elini kullanıyorsa o denli, zihnini çalıştırıyor, akimin olanaklarını genişletiyordu. Tarih insanın eliyle aklının paralelinde gerçekleşmiş gibi görünüyor. Savaşları da, keşifleri de yapan, ellerimiz ve aklımızdır. Topraktan yiyecek toplarken, onu üretmeyi öğrenen insan, her defasmda aklına bir başka şey katmıştır. Eller çalışmadan, akıl da çalışmamıştır.
Akıl, kullanıldığında gelişen, etkinlik yaratan, değiştiren bir varlık. Özne olmamızı sağlayan varlık. Cogito ergo sum.* Akıl düşünmemizi sağlıyor. Düşünen bildiğimiz tek varlık insan gibi görünüyor. (Akim ürettiği düşünme biçimleri için) Düşünmek insanın yasasıdır. Düşündükçe mağaradan çıkmış, bu dünyayı düzenlemişiz. Az düşünmemişiz, aksini düşünen tarihe baksın. Düşünmüş, yapmışız. İnsanın yasası düşünmek ve düşündüğünü yapmak olmuş. Düşündükçe üretmiş ürettikçe düşünmüşüz. Akıl, düşünce, etkinlik. O halde insan ne kadar aktifse o denli düşüncesine başvurmuştur.
Çağm insanı düşünüyor. Ama izleyen bir düşünce bu. İnsan bilgiyi ne denli kolay elde ediyorsa o kadar izliyor. Çünkü bilgi yolda dinlediğimiz müzik parçasının içinde. Mp3 çalarların içine konmuş, okunmuş bilgiyi otobüste dinleyebiliyoruz. İnternetten elde ettiğimiz bilgiyi okumuyor, bilgisayara okutabiliyoruz. Ama en önemli bilgiye ulaşım aracı televizyon. Televizyon vaktimizin çoğunu alıyor ve farkında olmadan öğrenme biçimine hizmet ediyor. Ama televizyonu izlerken de, bilgiyi mp3 çalarda dinlerken de pasifiz. Ellerimiz ilk insanda olduğu kadar sürecin içinde artık değil. Elde ettiğimiz bilgiyi yazıyla kağıda yazmıyoruz, internetten elde ettiysek kopyalıyoruz, yapıştırıyoruz. Bilgiye kolay ulaşıyoruz, fakat bilgiyi kullanmıyoruz.
Çağm insanı kullanamayacağı kadar çok bilgiye parmaklarının ucuyla ulaşabiliyor ama kullanmıyor. Kullanacağı bilgiye ulaşıyor ama yazmıyor. Yazmayan, izlediğini ifade etmeyen, denileni duymayan, duyduğunu ifade etmeyen insan, düşünmez. Düşünür ama düşünmesi düşündürür. Soran, cevap alan, cevap veren, cevap bulamasa da arayan insan, düşünce etkinliğini öznesi olduğunu hatırlar. İletişim süreci olarak bilgi, ulaştığı yerde düşünülürse kalır. İrdelenir, sorulur, değiştirir, dürtülürse düşünülmüş olur. Pasif olan özne düşünen değil, sadece buz kalıplarındaki su gibidir. Buzu eritirsen suyu akıtırsın. O sular buz olarak kaldığı sürece kalıp kalıp ezber olurlar.
İnsan düşünmekten uzaklaşmamalı. Yasasına aykırı olmamalıdır. Düşünmemizin önünde zaten bir çok engel var. İnsanın daha çok düşünme alanına sahip olması bir çok güç tarafından istemeyen bir durumdur. Bir de çağm pasif insanına dönüştüğünde, az düşünen bir varlık oluveriyorsunuz.
Elimiz terlemeden üreten insan olamayız. Düşünen insan o sürecin içindedir. Düşünce o terin göstergesidir.
O halde soralım, düşünelim, gene soralım. Dinleyelim, gene soralım. Soralım, cevabmı alma ümidimiz olmasa da soralım. İnsan sorunca insan olur. Düşününce akıl sahibi olur. İnsan ona bahşedilen düşünme etkinliğini kullandıkça, iyi- kötüyü, güzel-çirkini ayırabilir. Ayırma yeteneğine sahip olur.
" DİNLE KÜÇÜKADAM!
Sana "Küçük Adam" "Sıradan İnsan" diyorlar; yeni bir çağ "Sıradan İnsan Çağı" başladı diyorlar. Bunu söyleyen sen değilsin Küçük Adam. Mirasın avucunun içinde alev alev yanan bir elmastır. Bunu sana söyleyen benim; beni dinle. Her doktor her ayakkabıcı teknisyen ya da eğitimci işini doğru dürüst yapmak ve yaşamını kazanmak için eksiklerini bilmek zorundadır. Birkaç on yıldır şu yeryüzünde yönetici rolünü oynamaya başlamış bulunuyorsun. İnsanlığın geleceği senin düşüncelerine ve senin yapacağın şeylere bağlıdır. Ama öğretmenlerin ve efendilerin aslmda nasıl düşündüğünü ve gerçekte ne olduğunu söylemiyorlar sana; seni kendi geleceğine egemen olma yetisi verebilecek yönde eleştiren ve bu eleştiriyi dile getirme yürekliliğini gösteren tek kişi yok. yalnız bir anlamda "özgürlüğe sahip"sin sen: kendi yaşamım yönetmeyi öğrenmeme kendini bu yönde eğitmeme ve kendini eleştirmeme özgürlüğüne sahipsin.
Dinle küçük adam! **"
" Sapare Aude! (Aklını kendin kullanmak cesaretini göster!) "*** Düşün, düşünme densede, irdele bul doğruyu.
* Düşünüyorum, o halde varım. Rene Descartes *» WiUıe]m Reich DİNLE KÜÇÜKADAM *** [mmanucl Kant: Aydınlanma Nedir?
Bay Philo' nun Maceraları (Macera: 1)
Bay Philo mağarasında uyanır. Hiçbir şey hatırlamıyordur. Şaşkın ve ürkek tavırlarla mağaradan çıkar. Hiç görmemiş gözleri, hiç duymamış kulakları, görür duyar. Bay Philo mağaranın dışında dünyayla tanışmaya hazır, bilgiye açtır.
Mağaranın çıkışında ilk karşılaştığı şey bir dağ keçisidir. Onu izler. Bu mahlûkat güzeldir. Tüylü ve sakallıdır, kendi gibi. Önemser bu mahlûku ve onun kendinin kılavuzu olabileceğine karar verir. Kılavuzunun yaptığmı yapmaya yolundan gitmeye karar verir.
Dağ keçisi nereye Bay Philo oraya. Keçi kayaya çıkar, Bay Philo peşinden, keçi koşar o peşinden. Yolu yolu, suyu suyu olmuş, Bay Philo' nun. Dağ keçisi göl kenarına inmiş, Bay Philo peşinden gelmiş.
Keçi eğilmiş su içecek gölden, Bay Philo peşinden eğilmiş su içmeye.
Eğilmiş bakmış, gölde biri ona bakıyor. Uzatmış elini suya, suyu bulandırmış. Biraz sonra bulanıklık gidince aynı şey ona bakıyor. Bir göldekine bakmış bir keçiye. Göldeki kalıcı mutlak gibi, değişmiyor yok olmuyor. Hem de sakallı. Ya bu sakallı dört ayaklı mahlûk o kılavuz olamaz. Olsa olsa benim kılavuzum bu göldeki mutlak şey.
Artık keçiyi izlemeyen Bay philo göldekini izlemeye koyulmuş. İzlemiş, izlemiş.
Bay Philo hareket etmezse oda hareket etmiyor. Bay Philo burnunu sıkıyor, oda sıkıyor. Kafa sallıyor, oda sallıyor. Bu böyle Bay Philo onun aksi olduğuna karar verene dek sürmüş. Sonra...
Kendi kendisinin kılavuzu olması gerektiğine karar vermiş. İnsan kendinin kılavuzudur. Aklına güven. Düşün.
Kendine tanık ol